Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mart 2010 Cumartesi
Bu İş Burda Bitmez Koç
Uzun zamandır Fenerbahçe'nin basketbol takımıyla ilgili bir şeyler yazmak istiyordum. Tam şimdi vakit bulabildim ama coach Bogdan Tanjevic'in ciddi bir hastalık sebebiyle bir kaç gün içerisinde Fenerbahçe'den ve Türk Milli Takımı'ndan istifasını isteyeceğini öğrendim. Kolon kanserine yakalanmış koç. Erken teşhis olduğunu söylüyorlar ki bu çok iyi haber. Denver Nuggets koçu George Karl'da aynı rahatsızlıktan dolayı tedavi görüyor ve genelde takımın başında sahaya çıkıyor. Bu rahatsızlıkta moralin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, Tanjevic'in de -eğer doktorlar izin verirse- takımın başında devam etmesi gerektiğini düşünüyorum kendi mental sağlığı açısından. Bu seneki Euroleague hezimetinden sonra zaten bırakması gerekiyordu ama bunlar şimdi çok boş konular. Tanjevic bu rahatsızlık sebebiyle takımdan ayrılmamalı. Hadi Avrupa'nın basketbol tarihini değiştiren adam, yazılacak iki tarih daha var önünde. Önce bu hastalığı yenmek, daha sonra bu yaz milli takıma madalya kazandırmak.
21 Ocak 2010 Perşembe
Kolpa Pilsen
Euroleague'de Efes Pilsen'in Top 16'e mucizevi şekilde kalırken, sonucunu beklediği Rytas-Malaga maçını, Malagalı Omar Cook'un Rytas maçında hayatının oyununu çıkarmasını, o güne kadar Rytas'ın en skorer oyuncularından biri olan ve maçtan hemen ertesi gün Efes'e transferi açıklanan Bojan Popovic'in sadece 2 sayı ve 5 top kaybıyla takımını sabote edercesine oynamasını sadece ben düşünmüyormuşum. Medyada spor servislerinde yıllardır çeşitli görevlerde çalışan Ahmet Ercanlar'ın blogu da bu konulara değinmiş. Ben sadece Ahmet Abi'nin değinmediği bir konuya daha değinmek istiyorum. Omar Cook ve Bojan Popovic aynı menejerlik şirketiyle (Beobasket) çalışan oyuncular. Altta bahsettiğim yazı var. Hiç taraftarı olmayan bir klübün, milyon dolarlık kadrolar kurmasına rağmen yine her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırıp son dakikada kirli işlerle bir şeyler başarabilmesinin hikayesi.
Chemedya Blog; Şeytanın Avukatı Yazısı
Chemedya Blog; Şeytanın Avukatı Yazısı
Etiketler:
Efes Pilsen,
Euroleague,
Malaga,
Rytas
14 Ocak 2010 Perşembe
Komedyenler Takımı
Bulunmayı hiç hak etmediğimiz bir turnuvadan, hak ettiğimiz biçimde elendik. İlk 3 period savunmayla uzaktan yakından ilgisi yoktu takımın. Şutlara el kaldırmaktan bile acizdik. Tam bir Türk gibi, ancak son perioda geldiğimizde savunma yapmak aklımıza geldi ama 3. periodu 17 sayıyla geride kapattığımızda, bu işin bittiğini anlamak için öyle basketboldan falan çok anlamaya gerek yoktu. NBA'den sonra dünyanın en zorlu basketbol ligi olan Euroleague'de son çeyreğe 17 sayı geride girip de maç kazanabilen bir takım belki vardır ama ben hatırlamıyorum. İlk 3 periodda takım öyle kötüydü ki, oyuncuların hepsinin nefret ettiklerini bildiğim Tanjevic'i sabote ettiklerini düşündüm. Takım olarak Euroleague'e hiç ama hiç yakışmadık bu sene. 40 sayı farka mağlup olmalar, hiç mücadele etmeden kaybedilen maçlar, 500-1000 arası seyirciye oynayan bir takım olmak vs vs... Euroleague yönetiminin bizi bu organizasyonda, en azından bu sene, daha fazla istemediklerini de gördük bu akşam hakemler sayesinde. Kesinlikle haklılar. Ben de bu kadar üst düzey basketbol oynanan, Avrupa'nın en saygın basketbol organizasyonunda bu seneki Fenerbahçe gibi bir ''komedyenler takımı'' görmek istemezdim açıkçası. Takımdaki herkes birbirinden o kadar habersiz ki son saniyede Mrsic, Marcus Brown'u tutarken (daha doğrusu tutamazken), o saniyede Marcus Brown'u tutması gereken Tarence Kinsey topu oyuna sokan oyuncuyu tutuyor. Sonuç olarak şaka gibi bir Euroleague sezonunu tam da bizim bu sezonki takıma yakışır bir son saniye üçlüğüyle geride bıraktık. Bulunmayı ucundan kıyısından, hiç bir yerinden haketmediğimiz bir turnuvaya bitik ve ruhsuz bir şekilde veda ettik. Bizden bütçe olarak kat kat altta olan Partizan yönetimi, bizim yöneticilere ''Basketbol takımı organizasyonu nasıl inşa edilir?'' dersi verse ne güzel olur..
İleride nasıl çocuklarıma İstanbul'dan ayrılırken hüngür hüngür ağlayan Marko Miliç'i, canıyla yüreğiyle oynayan Dallas Comegys'i, aklında Fener aşkından başka bir şey olmayan İbo'yu efsane olarak anlatacaksam, 2009/2010 basketbol yönetimini ve teknik ekibini de kara bir leke olarak anlatacağım...
İleride nasıl çocuklarıma İstanbul'dan ayrılırken hüngür hüngür ağlayan Marko Miliç'i, canıyla yüreğiyle oynayan Dallas Comegys'i, aklında Fener aşkından başka bir şey olmayan İbo'yu efsane olarak anlatacaksam, 2009/2010 basketbol yönetimini ve teknik ekibini de kara bir leke olarak anlatacağım...
6 Ocak 2010 Çarşamba
Siena : 101 - Fenerbahçe : 58
Bu akşam, daha önce hiç tanık olmadığım yepyeni bir duygu girdi hayatıma: ''Maç izlerken utanmak''. Bu maçın kritiğini yaparsam, yepyeni bir duyguyla daha tanışacağım kesin: ''Yazı yazarken utanmak.'' O yüzden hiç bir şey yazmayacağım. euroleague.net gayet güzel özetlemiş durumu; ''Siena destroyed Fenerbahçe''. Bu takım hakkında umut beslemekten, pozitif şeyler ummaktan sıkıldım artık. Sadece ama sadece Bogdan Tanjevic'e biraz seks biraz seyahat kokan bir sözüm var; ''Siktir git be adam!!!''
16 Aralık 2009 Çarşamba
Sorunlar...Sorunlar...Sorunlar
Fenerbahçe'nin bugünkü Cibona Zagreb mağlubiyetinden sonra artık bütün sorunlar fena halde gün yüzüne çıktı. Cibona neresinden tutarsanız tutun Euroleague'in en zayıf takımı. Neredeyse tüm istatistikler bunu söylüyor. Hücum deseniz ligin en kötü iç saha isabet yüzdesine sahip takımı. Hadi savunma diyelim, bu sefer de rakibine en çok sayı şansı tanıyan takım Cibona. Ve en önemli oyuncularından biri olan Graves de bizim maçtan önce kadro dışı bırakılmış. Çıkıpta bizdeki sakatları bahane edebileceğimiz bir mağlubiyet de değil bu. Ömer Aşık yoksa Türk milli takımının diğer 2 pivotu da bizde. Kimse çıkıpta ''Lynn Greer yoktu, bu maçı o yüzden kaybettik.'' gibi bir şey de söyleyemez heralde, çok komik bir iddia olur çünkü. Bu takımın çöküşü geçen haftaki Asvel maçından sonra kameraların da kaydettiği Tarence Kinsey - Bogdan Tanjevic diyaloğunda gizli aslında;
Tanjevic: Gördün mü? Bana senin yüzünden ''go home'' diye bağırıyorlar.
Kinsey: Fena bir fikir değil aslında.
Tanjevic: Düzgün oyna da bağırmasınlar.
Kinsey: Düzgün oynatması gereken sensin ama bunu yapamıyorsun.
Dönelim Cibona mağlubiyetine. Cibona deplasmanı, o yıllardır alıştığımız ateşli taraftarların doldurduğu salon da değil artık. Salonun belki de 5'te 1'i doluydu. En ufak bir taraftar baskısı bile yoktu yani. Bu yenilgiyi daha da dramatik yapan daha ilk yarıda 18 sayı öne geçtiğimiz bir maçta Cibona gibi sınırlı bir takıma geri dönüş şansı vermemiz. Maça gayet umutsuz ve bitik başlayan Cibona baktı ki biz onlardan da beteriz, takıma inanılmaz bir cesaret geldi ve bu kendine güven 2. periodun ortalarından maç sonuna kadar sürdü. Cibona'ya bu güveni takımda 1 numara olmayınca otomatikman gelen bizim saçma sapan hücum setlerimiz verdi. Bunu burda yazmak bile çok komik ama Tarence Kinsey ile yarı sahayı geçmeye kalkarsan topu kaybedersin. Bir Euroleague takımı düşünün ki 38 yaşındaki bir guarda bel bağlamış. Kesinlikle Mrsic'e kızmıyorum, o zaten yaptıklarıyla Fenerbahçe'nin efsaneleri arasında yerini aldı ama bu yaşında dünyanın üst düzey liglerinden birinde ona bu kadar sorumluluk yükleyenlere kızmamak elde değil. İlk periodda en iyi oyuncumuz Serhat Çetin ama hop birden kenara geliyor ve maçın sonuna kadar da ismini duyamıyoruz. Basketbol ile az çok ilgilenen 10 kişiye ''Tanjevic'in en önemli özelliği nedir?'' diye sorsanız herhalde en az 8 kişi, kenarda Tanjevic'in bağırıp çağırmalarına bakarak ''Disiplin'' falan der ama Fenerbahçe'de disiplinden eser yok. Son perioddayız takım 2 sayıyla geride, 2 kere hücum reboundu yapıyoruz ama daha hücum süresinin bitimine 21 saniye, evet yanlış okumadınız, 21 saniye kala iki kere üçlük gönderiyoruz. Hücumda böylesine seçimler yapabilen bir takımda en son bahsedilmesi gereken şey disiplindir. Çünkü ortada disiplin falan yoktur. Geçen sene futbol takımında Aragones ile öğrenmiştik surat asarak, bağırıp çağırarak disiplinin sağlanamayacağını. Bu sefer de aynı şeyi basketbolda yaşamak büyük acı veriyor gerçekten. Hazır 2010 Dünya Şampiyonası da yaklaşıyorken en hayırlısı Tanjevic'in takımı bırakıp tamamen milli takıma konsantre olması gibi görünüyor ama Tanjevic'e bakıyorum hala maçtan sonra demecine ''İyi bir maç oldu.'' diyerek başlıyor. Gerçekten birileri Fenerbahçe taraftarıyla çok fena dalga geçiyor. Şu saatten sonra Aydın Örs'ten falan çoktan umudumu kestim ama Oktay Mahmuti gibi bir coach boştayken bu sonuçlardan sonra hala Tanjevic ile yola devam etmek de yönetimin basketbol şubesini ne kadar umursadığını(!?) gösteriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




