nba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

EN ETKİLİ 10 KURT SALDIRISI


Geçtiğimiz sezonun en iyi 10 hücum oyunumuzu derlemiş resmi site. 1 numarayı o hareketin yapıldığı geceki gazla koymuştum bloga; Corey Brewer'ın Fisher'ın üzerinden yaptığı insanlık dışı smaç. Son saniye basketleri de bu listelerin olmassa olmazları tabii. Johhny Flynn ve Corey Brewer hakimiyeti var listede. Seneye daha çok görmek istediğimiz hareketler bunlar.

24 Nisan 2010 Cumartesi

İşkence Bitti

Kabus gibi bir sezonu geride bıraktık takım olarak. Uzun süredir Timberwolves ile ilgili bir şeyler yazmıyordum çünkü sahadaki adamların hiç biri basketbol oynamıyordu. Silah zoruyla o formayı giyiyormuş gibiydi hepsi. Bunların sonucunda da 15 galibiyet 67 mağlubiyetle kapattık sezonu.  Detroit'le oynayıp 103-98 kaybettiğimiz sezonun son maçından sonra Kurt Rambis, bu seneki kötü ötesi performansın sorumlusu olarak kendisini, David Kahn'ı ve tüm teknik ekibi gösterdi. New Jersey Nets'ten sadece 3 galibiyet fazla aldık dersem, Rambis'in de bahsettiği ''kötü performans''ın ne kadar içler acısı bir kötü olduğunu daha iyi anlatabilirim. Gerçekten tek kelimeyle berbat rakamlar. Bu kadar vurdumduymaz adamlarla ilgili bir şeyler yazmak da, insanın içinden gelmiyor haliyle.  Düşünün ki; bu sezondan aklımda kalan tek güzel şey; sezonun ortalarında Corey Brewer'ın Lakers maçında Fisher'ın üzerinden bastığı smaç. Takımın doğru düzgün galibiyeti yok ki unutulmazı olsun. Şimdi sıkı durun; 6 Şubat'tan beri sadece 2 (yazıyla; iki) (!?) galibiyetimiz var. 2004'ten beri play-off'larda zaten yokuz. 58 galibiyetle kapattığımız 2003/2004 sezonundan sonra takımın galibiyet yüzdesi her sene periodik olarak çok keskin düşüşler yaşadı. Hem Kevin McHale'in hem de David Kahn'ın yaptığı transfer hareketleri sonucunda ligin en genç takımı konumuna geldik bu son 4 senede. Kevin Garnett'tan sonra veteran bir lider gelmedi takıma bir daha. Kevin Love da geçtiğimiz sezonki en büyük sıkıntının bu olduğunu söyledi geçenlerde ve takımdaki neredeyse tüm oyuncuların NBA'deki birinci, ikinci veya üçüncü sezonlarını yaşadıklarını hatırlattı. Tamam, bu sezon öncesinde kimse bize herhangi bir başarı sözü vermemişti ama 15 galibiyet gerçekten büyük skandal. Bu berbat performanstan şöyle pozitif bir şey çıkarabiliriz; Rambis ve Kahn bu takımın potansiyelini tüm çıplaklığıyla gördüler. Ellerindeki oyuncularla ne yapıp, ne yapamayacağımız daha açık ve net olarak göz önüne gelemezdi bu skandal sezon olmasaydı eğer. Kahn da bunun farkında olmalı ki ligi kapattığımız son Detroit maçından sonra; ''yeni sezon bizim için 24 saat sonra başlıyor'' gibi bir şeyler söyledi. Umarım taraftarları sakinleştirmek için yapılmış göstermelik bir açıklama değildir bu, çünkü bu takımı hasta yatağından kaldırabilmek için daha fazla zaman kaybedilmemeli. Yukarıda da bahsettiğim, takımdaki veteran oyuncu eksikliğinin Kahn da farkında tabii ki. 18 Mayıs hayati önem taşıyor bizim için. Bu tarihte drafta kaçıncı sıradan gireceğimiz belli olacak. Umarım ilk 2 sıradan bir yer kaparız. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Salary cap'ten de baya sağlam para girecek kasaya. Timberwolves için 12 Milyon Dolar'ın üzerinde rakamlardan bahsediliyor. Draft'tan kapacağımız ilk 2 sıra ve Salary cap'ten gelecek para, şu anda ihtiyacımız olan acil müdahale adına güzel şeyler. Artık top Kahn ve Rambis'te. 18 Mayıs gelsin, draft'a kaçıncı sıradan katılacağımız belli olsun, muhtemel stratejiler üzerine konuşalım.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Andray Blatche'in Triple Double Aşkı



İki gece önce oynandı bu maç. Sonuç; tabii ki Nets yine yenildi ama Blatche'nin son dakika içinde triple double yapmak için gösterdiği çaba rakip oyuncuyla rebound pazarlığına kadar gidiyor. Daha fazla bir şey söylemeyelim, video'yu yapan arkadaş saniye saniye her şeyi açıklamış zaten sağolsun.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Eski Kurt Şehre İndi

Bir haftadır bir şeyler yazamamışım bloga. Dışarıda yaşanılması gereken koskoca bir hayat olunca böyle kısa aralar da kaçınılmaz oluyor sonuçta. Neyse... Bir arkadaşım, Ekşi Sözlük'te ''takip edilesi bloglar'' başlığında görmüş bu blogu. mch nickli birisi paylaşmış. Kendisini tanımıyorum ama teşekkür ederim, burayı bir tek benim okumadığımı bilmek güzel. Dönelim kendi olayımıza. Şu son 1 haftanın en önemli gelişmesi All Star haftasından önce oynadığımız son 6 maçın 4'ünü kazanmış olmamız. 4 galibiyetimizin de üstüste geldiğini düşünürsek bizim için önemli bir haftaydı. Sezonun, kendi adımıza, en iyi haftasını geçirdik yani. Önce Clippers'ı yendik, hemen arkasından sırasıyla New York, Dallas ve Memphis galibiyetleri geldi ve bize de ekran başında orgazm olmak düştü. Olsun o kadar, alışkın değiliz bu sene böyle serilere. Sadece bu sene mi ? O başka bir maceranın konusu. NBA'de takımınız ne kadar gençse hiç beklenmeyen maçlarda delirip, bizim geçen hafta yaptığımız gibi, çılgın atabileceğiniz maç sayısı o kadar fazla demektir ve bu potansiyel bizde fazlasıyla var. Üstüste aldığımız 4 galibiyetten önce oynadığımız 10 maçta yalnızca 1 galibiyet aldığımızı düşünürsek ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Peki ne yaptık da arka arkaya 2 galibiyet göremeyen takım bir haftada çılgın attı ? En büyük eksikliğimiz olan son periodu oynayamama sıkıntısını atlattık her şeyden önce. Al Jefferson tam bir winner gibi oynadı son periodlarda ve anında takım da kazanma alışkanlığı olan bir görünüme büründü. Sakatlıktan tamamen kurtulmuş bir Big Al ile beraber takımın neler yapabilecek potansiyeli olduğunu görebilmek de çok sevindirici oldu. Bu sezon bir daha böyle bir seri yakalayabilme konusunda çok kötümser değilim açıkçası ama All Star haftasından sonraki hafta çok önemli bu takım için. 16-23 Şubat arası 5 maç oynayacağız. Bu haftaya birkaç galibiyet sıkıştırdığımızı görürsek bazı şeylerin yoluna girmeye başladığıyla ilgili daha kesin şeyler söyleyebiliriz. Memphis maçından sonra Jefferson'ın kendisini ilk defa eski Jefferson gibi hissettiğini açıklaması da çok güzel haber. Bu takımın en büyük eksikliği olan, son period stressini kaldırabilecek winner oyuncu eksikliğini atlatmak üzere miyiz acaba? Dediğim gibi All Star'dan sonraki hafta bu soruya daha kesin cevap verebileceğiz. Big Al'ın bahsettiğim maçlardaki son period performansları da altta.

Jefferson's 4th Quarter Success


Date Opponent Time FG-A Reb Pts

Jan. 29 Clippers 10:17 4-5  7      12

Jan. 31 New York 6:48 5-5 0      12

Feb. 5 @ Dallas 6:31 1-3 1           2

Feb. 6 Memphis 12:00 8-8 1        16

4-Game Totals 35:36 18-21 9      42

        

29 Ocak 2010 Cuma

Hedo'nun Ağzından ''Ball'' Damladı



Hedo geçen gece Madison Square Garden'da çılgın attı resmen. 26 sayı, 11 rebound ile bitirdi maçı. Chris Bosh'un 27 sayısıyla beraber yıktılar New York'u. Buraya kadar her şey normal. Ama Hedo maç sonunda öyle bir röportaj verdi ki izleyenler ne oldukarını şaşırdılar. Yukarıdaki video da da izlediniz zaten, 28. saniyeden itibaren şöyle bir diyalog geçiyor Hedo ile sunucu arasında;

-What was different for you tonight in terms of just setting the tone with your game in this game?
-Ball.................(sessizlik)
-The ball in your hands and you did a lot with it?
-I have got nothing else to say.
-You've got the the ball in your hands and you made it place?
-Yes sir!
-Thank you.
-Thank you!
-Alright Hedo Turkoglu.

Gelelim işin ilginç yanına. Amerika'da ''ball'' kelimesini aynı bu röportajda Hedo'nun kullandığı gibi tek başına kullanırsak ''ball'' bildiğimiz ''taşak'' anlamına geliyor. Şimdi burda Hedo ya durumun farkında, coach Triano'ya ve özellikle guard Calderon'a ayarın kralını veriyor (iki alttaki postta Calderon ve Hedo konusuyla ilgili bir şeyler yazmıştım.). Ya da Hedo'nun argodaki bu ''ball/taşak'' uyumundan haberi yok ve sadece gayet masumane bir biçimde ''Top daha fazla bende kalırsa, daha çok pas alırsam neler yapabileceğimi gördünüz.'' tarzında bir şeyler demeye çalışıyor. Tabii ki röportajı yapan abimiz ilk saniyelerde inanılmaz dumur oluyor ve hemen Hedo'nun cümlesini basketbol diline göre düzenleyip Hedo'ya geri gönderiyor. Hedo'dan da ''Yes sir!!'' cevabı geliyor. Ama o ''ball'' kelimesinden sonraki sessizlik yok mu ? İnanılmaz komik gerçekten. Bu arada bu röportaj çoktan kült statüsüne yükseldi Raptors taraftarları arasında ve NBA forumlarında. Hedo'nun ayar mı verdiğini yoksa baya komik bir gaf mı yaptığını hiç öğrenemeyeceğiz galiba.

24 Ocak 2010 Pazar

Calderon ya da Hedo


Sports Illustrated dergisinden Mark Montieth, bu sezonun şu ana kadar en büyük hayal kırıklığı yaratan oyuncularından oluşan 2 takımlık bir liste çıkarmış. Listede hem Hedo hem de Mehmet Okur var. Bu iki temsilcimiz için şu ana kadar kabus gibi sezon gerçekten de. Hadi Mehmet'in Utah'da kredisi var diyelim ama Hedo'nun kendisini taraftara sevdirebilmesi için acilen toparlanması lazım. Bu iş Hedo'nun kendisinde de bitmiyor ne yazık ki. Jay Triano, Hedo'dan daha fazla yararlanmak istiyorsa Calderon'u ya top dağıtımı konusunda Hedo ile yardımlaşması gerektiği yönünde uyarmalı ya da süresini kısıtlaması lazım ki Calderon gibi çakal bir oyuncunun her iki ihtimale de izin vereceğini hiç sanmıyorum. Şu anda Toronto'da patron Calderon ve uzun bir süre de bu değişmeyecek. Bu değişmedikçe de Hedo beklentileri karşılayamamaya ( yazması ne zor kelimeymiş ''karşılayamamaya..'') devam edecek. Sezon başında Hedo ile takas olup Orlando'ya geçen Vince Carter'ın da listede olması da bir başka ilginç anektod. Bugün iki takıma da sorulsa, herhalde Orlando Hedo'yu, Toronto da Carter'ı geri almak isterlerdi. Listenin bir başka ismi Dwight Howard'ın da bu düşüşünün sebeplerinden bir tanesi Hedo gibi oynatan bir oyuncunun yerine şu anda Carter gibi sadece kendi istatistiklerine oynayan bir oyuncunun Orlando'da olması. Bütün New Jersey Nets'i temsilen sadece Devin Harris seçilmiş galiba çünkü bu listeye girmek için birbirleriyle yarışıyor Netsli oyuncular bu sene. Hala 3 galibiyetleri var. Yazının tamamı alttaki linkte.

NBA's All-Disappointment teams

12 Ocak 2010 Salı

Kötü Şöhret


New Jersey Nets, bu sene bizden bile kötü. Courtney Lee ve Broke Lopez'in bakışları çok güzel anlatmış durumu zaten. ESPN de alttaki linkte, kötü performans konusunda efsane olmuş 1972/73 sezonu Philadelphia 76ers ile bu sezonun Nets'ini karşılaştırabileceğimiz bir çizelge yayınlamış. Şu anda başabaş gidiyor iki takım. Koskoca sezon 9 galibiyet rekoru kolay kolay kırılabilecek gibi görünmüyor. Bakalım sezon sonunda tarihe tanıklık edebilecek miyiz ?

Game-by-game comparison with the 1972-73 Philadelphia 76ers

4 Aralık 2009 Cuma

SIHAHAHAHAH (!?)



Geçen gece oynanan Magic - Knicks maçında Anthony Johnson ve Vince Carter'ı bu kadar güldüren neydi acaba ? Gerçi rakip New York ise gülmek için o kadar çok sebep var ki...

8 Kasım 2009 Pazar

Elde Var 2 Yenilgi Daha


Bu yazıyı bir kaç gün önce yazmam gerekiyordu farkındayım ama dışarıda yaşanması gereken koskoca bir hayat var ve bu yazıda olduğu gibi bazı günler 2-3 maçı aynı yazıda değerlendirmek zorunda kalabiliyorum... gibi yarı resmi yarı laubali bir giriş yaptıktan sonra üstüste 5. mağlubiyetimizi aldığımızı bildirmekten, başlıktan da anlaşıldığı üzere büyük üzüntü duyuyorum sevgili okurlar. İlki Celtics mağlubiyeti sizlerin de bildiği gibi, diğeri de Bucks...Yalan söylemeye gerek yok, ben Bucks maçından galibiyet bekliyordum aslında ama başabaş geçen bir Celtics maçından sonra değil. Celtics maçını 92-90 verdik ve tüm takım ciddi bir efor harcadı büyük bir sürprize imza atmak için, çok da yaklaştık ama olmadı. Şimdi neden olmadığına sorgulayalım biraz bence... En önemli etken maçın son 4.30 dakikasında sadece 1 (yazıyla:bir) basket bulmamız oldu. Yenilmemize sebep olan 2. en büyük etmen de tartışmasız 17 top kaybımızdı. 3. periodda Rajon Rondo şov yaptı resmen ve 18 sayısının 14'ünü bu periodda attı. KG maçın genelinde aman aman oynamadı ama son dakikalarda öyle öldürücü paslar attı ki, maçın rakibimiz adına görünmez kahramanlarındandı.
Pecherov'un career high yapıp 24 sayı atması güzel bir sürprizdi ama hala 2 sene önceki Al Jefferson'a sahip değiliz pota altında, ne savunma olarak ne de hücumda istediğimiz seviyede değil Big Al henüz ve o uzun sakatlıktan sonra kendine gelmesi baya zaman alacak gibi.
KG maçın sonunda Target Center'da eskisi kadar yoğun duygular yaşamadığını çünkü eski takım arkadaşlarından kimsenin kalmadığını söyledi. E o zaman ''20.000 taraftarın hiç mi hatırı yok?'' diye de sorasım geldi bak şimdi benim de. Neyse Pecherov'un maç sonunda dedikleri gerçekten şu anki durumumuz için cuk diye oturuyor bence...Kendisi şöyle buyurmuşlar efendim; ''Son 3 maçta gerçekten çok büyük efor sarfettik ama bu tarz başabaş giden maçları nasıl bitirmemiz gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor.'' İşte bu sözler de yukarıda bahsettiğimiz son 4 buçuk dakikada sadece 1 basket bulmanın komikliğinden bahsediyor aslında.
Gelelim 87 - 72 verdiğimiz Bucks maçına...Coach Kurt Rambis, Phoneix, Clippers ve Boston maçlarından sonra takımda olumlu gelişmeler gördüğünü ve bu gelişmelerin de en kısa zamanda parkeye yansıyacağını iddia etmişti. Açık açık söylemese de Bucks maçını kastettiği ortadaydı bence. Bu maçtan önce iyi oynayıp kaybettiğimiz 3 maç olduğuna ben de katılıyorum, işte bu 3 maçta aşırı efor sarfeden takım iflas bayrağını Bucks maçının son iki periodunda çekti resmen. Hiç de fena başlamadık aslında, ilk periodu 8 sayıyla önde kapattık, devreye de 5 sayıyla önde girdik. Ama o kadar kötü bir 3. period oynadık ki (31 - 14) maçın kopma noktası oldu bizim için. Geçen gece KG'ye karşı 22 sayı 8 rebound yapan Pecherov'un da Bucks maçında 2 sayıda kalması inanılır gibi değil. Jefferson'dan yine beklentilerimizin altında verim aldık; henüz 6 maç oynamış olabiliriz ama Rambis'in oyun sisteminin Jefferson'a uymadığından korkmaya başladım, böyle bir şey söylemek için çok erken ve biraz daha bekleyelim bu konuda yorum yapmak için en iyisi. NBA'de 72 sayı attığınız bir maçı kazanmanın ne kadar zor hatta imkansız olduğundan bahsetmemize gerek bile yok sanırım. Bucks'ın sert savunmasına aynı sertlikte yanıt veremedik ve benim beklemediğim bir mağlubiyet aldık. Bucks'ın, son 11 sezonda Target Center'dan 2. kez galip ayrılmasına izin verdik böylece. Bu arada bizim çaylak guardımız Jonny Flynn, onların çaylak guardı Brandon Jennings'i ezdi resmen ve bu sezon yılın çaylağı ödülüne aday olabileceğinin sinyallerini vermeye devam etti ki bu konuda sonuna kadar da güveniyorum Flynn'e açıkçası. Portland maçında görüşmek üzere...